Yade Kitap’tan Erkeklerin Ölmeden Önce Söylediği 101 Yalan’ın yazarı Neslihan Gürsoy ile çok tartışılan kitabı üzerine söyleştik. Yazar Gürsoy, kitabının erkeklere yönelik bir karşı çıkış olmadığını kadınların yaşadıkları gerçekler ve iç dünyalarının sesi olduğunu anlatıyor.

 

Sizi biraz tanıyalım mı?

Selçuk Üniversitesi’nde Gazetecilik okudum. Okul yıllarından başlayarak mesleğin çeşitli alanlarında çalıştım ama asıl olarak dergi yayıncılığı uzmanlık alanım oldu diyebilirim. Mezun olduktan sonra ulusal yayın yapan bir bilim dergisinde beş yıl yazı işleri müdürü olarak çalıştım. Şimdi de kurumsal yayıncılık yapan bir reklam ajansında çalışıyorum. Aynı zamanda YADE Kitap’ın da yayın koordinatörüyüm.

 

Erkeklerin Ölmeden Önce Söylediği 101 Yalan, öncelikle bu kitabı yazmaya nasıl başladınız?

Aslında kendiliğinden oldu böyle bir düşünce hiç yoktu aklımda. Bir arkadaşımın önerisiydi diyebilirim. Başka şeyler yazarken, başka şeyler dediğim de yine kadınların hikâyelerinin, ilişkilerinin anlatıları…

 

Sonra nasıl şekillendi?

Kitaba karar verdiğim gün, üç dört kadın bir aradaydık… Hepimizin de ayrı ayrı hikâyelerinin olduğu dönemler, onların üstüne dertleşiyoruz. Hava çok sıcak ve yuvarlak masa etrafında kahve içen üç beş kadınız… Onların hikâyelerini dinlerken benim yazdıklarıma geldi konu. “Bunu da yaz bunu da yaz” diyorlardı. Sonra içlerinden bir tanesi olduğu gibi aktarmanın daha samimi olduğunu söyledi. Ve oradaki arkadaşların hikâyelerini o anda dinledim. İlk onları yazmaya başladım. Bir iki üç dört işte derken biz bunu 1001 yapalım dedik. Ciddi ciddi 1001 anlatı hedefiyle yola çıkmıştım. Fakat otuzdan, kırktan sonra gördüm ki kişiler hikâyeler farklı olsa da öyle çok ortak payda var ki, kadınların sancıları birbirine çok benziyor. Ve sayıların çokluğu onların bu sancılarını azaltmıyor. 101’de böyle tatlı bir rakam biz bu işi 101’de bırakalım dedik. “Dedik” diyorum çünkü tek başıma ilerlemedim, o yuvarlak masa başındaki başlangıçla birlikte kadın arkadaşlarımın çok katkısı, desteği oldu.

 

O masanın başından sonra çalışma sürecinde neler oldu? Hep merak edilir, o görüşmelerde ya da yazma sürecinde yazarı dönüştüren, şaşırtan anılar…

Mayıs 2010’da biz o masanın etrafındaydık ve başladık bu sürece. Mayıs 2012’de de çalışma tamamlanmıştı. İki yıl sürdü, bu süreçte birçok kadına ulaştık. Onları dinledik, konuştuk, anlattılar ve ben yazdım. Noktasına, virgülüne neredeyse dokunmadım. Bazı durumlar vardı, kadın İzmir’de ise Antalya’da yazdım, Antalya’da ise İzmir’de yazdım. Çünkü saklamak, korumak bir yazarın sorumluluğudur, kadını ve hikâyesini tanıyıp ona bunun hesabını soracak şiddet durumları olabilirdi, bunu önlemek için biraz müdahale ettiğim durumlar oldu. Ama üsluplarına dokunmamaya çalıştım. Küfür ediyorsa küfrüyle yazdım, güzel konuşuyorsa güzel yazdım. Bazıları kendi hayallerini anlattılar hani çokta böyle kendi yaşadıkları şeyi anlatmadıkları ve istedikleri, hayalini kurduğu şeyleri de anlattıkları oldu. Ona da müdahale etmedim.

 

101 tane kadınla görüştünüz. Hepsinin belki evet çok benzer hikâyeleri var ortak paydaları var ama bir o kadar da parmak izimiz gibi apayrı şeyler bunlar. Evet, yalanı burada okuyoruz fakat kadınlar bunun karşısında ne yapıyor?

Kadınlar bir şey yapmıyor. Bunların yüzde yetmişinde sekseninde kadınlar bile bile bu işe giriyor. Yani başına geleceğini erkeğin gözüne baktığında aslında o yalanı görüyor, yalan söylediğini gayet biliyor, hikâyenin nereye gideceğini biliyor. Bitecekse biteceğini görüyor, devam edecekse devam edeceğini görüyor belki en baştan “ya bu adam benim çocuğumun babası olacak” diyor “ ya ben bununla şu kadar birlikte olacağım” diyen bunu bile öngören kadınlar var. Hepsi bile bile görüyor ama herhalde o duygunun peşinden koşuyoruz biz.

 

Özellikle erkek okurlardan eleştiriler oldu mu?

Elbette, olması da okunduğunu, bir yerlere dokunduğunu gösteriyor. Sadece erkeklerden değil, kadın okurlardan da eleştiriler geliyor. Bazı hikâyelerin çok yalan olmadığını, ama bunun sadece erkeklerin yalanları değil kadınların da hatalarından kaynaklandığını söyleyenler oluyor. Tüm bunlarla birlikte zaten ben bunu yazmaya başladığımda “Allah’ın belası erkekler” kitabı olarak yazmadım. Kadınların anlatıları ve yaşadıkları yahut da duyguları, gerçekleri vardı. O gerçeklerde kendi sorgulamaları da var, erkekleri hedef alan bir çalışma değil. Özellikle kitabın kapağına baktığımızda içerde komik hikâyeler okuyacakmışız ya da erkeklerin “çevirdikleri oyunları” anlatıyormuş gibi görünüyor. Oysa kadınların iç dünyasına giriyoruz. Onlar erkeklerle ilgili ne düşünüyor onları okuyoruz.

 

Yalanla karşılaşan bunca kadınla olan söyleşi ve röportajdan ya da kendi deneyimlerinizden ve böyle bir kitabı oluşturduktan sonra bugün olan bakış açınızla ne öneriyorsunuz? Yalanla karşılaşan bir kadın,” bir dakika demeli, dile getirmeli, başkaldırmalı”… Ne yapmalı?

Evet, 102, 103, 104 bu böyle gitmeli, bana yeni kitaplar yazdırmalı…

Şaka bir yana, bu her insanın kendi özelinde belki sadece yaşamalı. Yalanı bilerek tercih ederek yaşamak istiyorsa bu da onu tercihi… Sadece yaşamalı. Gelip sonucunu görmeli, beklemeli, gücü varsa ki bu güce sahip olmalı… Aslında bütün kadınlar bu güce sahip, sadece bunu tercih edip etmemeleri mesele. Aslında içlerinde diyorum ya bile bile “lades” diyorsa bir kadın tercihidir. O saatten sonra o insana bir şey öneremezsin. Ben önermem daha doğrusu, beni ilgilendirmez bu senin tercihin ateşte yanmayı tercih ediyorsan ateşte yan, serin bir yerde durmak istiyorsan serin bir yerde dur! Yani bunu bile bile farkında ola ola gidiyorsa, bir bildiği, istediği var ki onun peşinden koşuyor. Bir ihtiyacı var bir şey bekliyor ne bileyim bir şey görmesi gerekiyordur. Belki hayatla ilgili o insan ona gönderilmiştir. Böyle mistik şeye girecek ama benim inancım bu şekilde. Eğitimi, kültürü, ekonomisi ne olursa olsun cahil ve eğitimli olarak ayırabilirsiniz, zengin ve fakir diye ayırabilirsin kadınları ama akıllı akılsız diye ayıramazsın hepsi akıllı. O kadar akıllı ki. Görmüyor muyuz yalanı, olanı biteni gerçekten, bir kadının bunu görmemesi mümkün değil.

 

Böyle zor bir konuyu esprili, çok kolay okunabilir bir hale getirdiğiniz ve bununla birlikte kitap yazma sürecinde bu kadar feminist bir perspektiften bakarak kadınları kollayıp, güvenliklerini tehlikeye atmadığınız için çok teşekkür ederiz.

Sizin gibi duyarlı yazarların artmasını dilerken yeni kitabınızın müjdesini verelim mi?

Erkeklerin Ölmeden Önce Söylediği 101 Yalan’ı neredeyse 10 yıl önce yazdım. Bu süreçte dönüp şöyle bir kendime baktığımda hayatıma dair çok şeyin değiştiğini gördüm. Bunu uzun uzun anlatabilirim ama özetle ruhsal bir dönüşüm yaşadım. Yaşıyorum da… Ruhum dardı eskiden biraz daha genişledim, rahatladım diyorum ve bunun nasıl olduğunu anlatıyorum içinden geçtiğim süreçlerden bahsederek. Henüz tamamlamadım ama yine kadın olmaya dair ama bu kez onları onlara anlatarak, güç ve umut vermeye çalıştığım bir projem var. Umarım yakın zamanda tamamlarım ve ihtiyacı olan başka ruhlara ulaştırabilirim.