Vatansız olmak ne zor bir şeymiş, bu yaşıma gelince anladım.
“Bulunduğum ülkede çalışır, kimseye muhtaç olmadan geçimimi sağlarım.” diye düşünürken günün birinde görünmez bir el, o ülkeye yabancı olduğunu, oraya ait olmadığını yüzüne bir şamar gibi çarptığında gerçeğe döner, yüreğinde küllenmiş vatan hasreti ile baş başa kalırsın.
Vatana dair hissettiğimi anlamanızı beklemiyorum. Bunun tarifi de mümkün değil. Bu, benim meselem. Sürgünde yaşayan asil bir milletin evladı olarak bu acı yükü yaşadığım müddetçe boynumda asılı bir madalyon gibi gururla taşıyacağım.
Kimse sanmasız sessiz kalınca, başa geleni kabul etmiş sayacağım. Hayır, bu mümkün değil. Vatana dönüş mücadelesinde tek başıma da kalsam, sesimi dünyaya duyurmaya devam edeceğim.
Ahıska sürgününü yaşayan dev çınarlardan biri olarak hayatı bütün gerçekliğiyle anlattığım eserde, bazen hüzünlenip bazen mutlu kalacaksınız.
Beni anladığınızda, ‘Ahıska Vatanımız’ ateşi, aziz milletin toprağına dönene kadar yanmaya devam edecek. İşte o zaman yattığım yerde huzur içinde olacağım…
Yafes, Hz. Nuh ile Emzare Hatun’un Sam ve Ham’dan sonra doğan üçüncü oğullarıydı. Yafes, gördüğü rüyayı babası Hz. Nuh’a anlatır:
“Babacığım, rüyamda gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıkıp bana yol gösteriyordu. Bu kurt beni ulu ağaçların ve ırmakların aktığı bir yere getirip kayboldu. Karım Rayneh’in koynunda bir ay doğdu ve benim koynuma girdi. Sonra da göğsümde devasa bir Çınar ağacı bitti. Öylesine büyük bir ağaçtı ki dalları gökleri, kökleri tüm dünyaya sardı. Gölgesi bütün yeryüzünü tuttu. Bütün insanlar, o Çınar ağacının gölgesinde toplandılar. Ulu dağlara ve dağların eteğinden çıkan coşkun sulara hep o ağaç gölge etti. “
Hz. Nuh, “Bir oğlun doğacak ve ben adını ‘Türk’ koyacağım. Cenabı Allah, onun neslinden cihan devletleri kuracak hükümdarlar ve komutanlar çıkaracak,” diyerek oğlu Yafes’i kutladı.
Kaşgarlı Mahmud, “Divan-u-Lügat-it Türk” adlı eserinde bu kutsamayı şöyle anlatır:
“Tanrı’nın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların yurtları üzerinde göklerin bütün feleklerini döndürmüş olduğunu gördüm. Tanrı onlara ‘Türk’ adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı.”